Sınai Mülkiyet Kanunu 22.12.2016 tarih ve 6769 sayı ile TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.

Sınai haklar kapsamındaki; patent, faydalı model, tasarım, marka, coğrafi işaret ve ayrıca geleneksel ürün adları, bir Kanun metninde toplanmıştır. Kanun, 193 madde, 6 geçici madde ve yaklaşık 780 fıkradan oluşmuştur.

Kanun, Birinci Kitap “Marka”, İkinci Kitap “Coğrafi İşaret ve Geleneksel Ürün Adı”, Üçüncü Kitap “Tasarım”, Dördüncü Kitap “Patent ve Faydalı Model” ve Beşinci Kitap “Ortak ve Diğer Hükümler” olmak üzere beş kitap ve ayrıca altı geçici maddeden oluşmuştur.

Resmi Gazete ’de yayınlandığı tarihte yürürlüğe girecek olan bu Kanun ile “TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ” unvanı “TÜRK PATENT VE MARKA KURUMU” ve “TPE” ibaresi “TÜRKPATENT” olarak değişmiştir.

Bu Kanun, patent, faydalı model, tasarım, coğrafi işaret ve geleneksel ürün adı konularında, TBMM tarafından, tüm siyasi partilerin oybirliği ile, kabul edilmiş ilk Kanun olması nedeniyle çok önemlidir. 1871 Alameti Farika Nizamnamesi 1965 yılında Markalar Kanunu ile değişmiş olmasına rağmen, yayın, itiraz, hizmet markası, sınıf sistemi, vb. çağdaş hükümleri içermediği için, markalar da diğer sınai haklar arasında belirtilebilir.

Bu yeni Kanun ile mevcut Kanun Hükmünde Kararnamelerde yapılan değişiklikler ve önerilen yenilikler, belirtilen beş kitap ve geçici madde hükümlerine göre açıklanmaya çalışılacaktır.Intellectual-property

Marka

Marka, “bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi” olarak tanımlanmıştır.

Avrupa Birliği Marka Tüzüğü ile uyumlu olan bu tanım, “marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması” ifadesi ile her işaretin marka olarak tescil edilemeyeceğini açıklamaktadır. Bu tanım ile, “renk”, “ses” ve “hareket” markalarının tescil edilebilirliği kabul edilmiştir.

Bir marka başvurusu tescilli bir coğrafi işareti içeriyorsa veya tescilli bir coğrafi işaretten oluşuyorsa ilk incelemede Kurum tarafından reddedilecektir. Coğrafi işaretler ile marka arasındaki farkı vurgulayan bu kural, coğrafi işaretlerin üçüncü kişiler tarafından haksız kullanımının önüne geçilmesini amaçlanmıştır.

 

Tescilli tanınmış markaların korunmasına ek olarak tescilli olmayan tanınmış markalara da koruma getirilmiştir. Bu düzenleme ile bu marka sahiplerinin aynı veya aynı türdeki mal ve hizmetler için başvurusu gerçekleştirilen aynı ve ayırt edilemeyecek benzer markalara itiraz edebilme hakkı tanınmıştır.

Tescilsiz bir markanın veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaretin sahibinin itirazı üzerine aynı veya benzer marka başvurusu reddedilecektir. Bu kural ile tescilsiz kullanılan bir marka veya ticaret siciline kayıtlı bir ticaret unvanı veya işletme adı sahibine itiraz hakkı tanınmıştır.  Tahsis edilmiş bir internet alan adına dayalı olarak sonraki bir marka başvurusuna itiraz olanağı bu kapsamda değerlendirilebilir.

 

Tescilli marka sahibinin muvafakat etmesi halinde aynı veya benzer markaların aynı veya benzer mal ve hizmetler için marka sahibi dışında bir kişi adına tescili yolu açılmıştır.  “birlikte var olmak” olarak açıklanan bu kurala göre, tescilli markanın sahibi tescile muvafakat ettiğini gösteren noter onaylı belgenin sunulması ile tescilli markanın bir başka kişi adına tescili mümkün olabilecektir.  Bu muvafakat, marka başvurusu öncesinde veya markanın reddedilmesinden sonra düzenlenebilecektir. Markanın birden çok gerçek veya tüzel kişi adına tescili veya tescilli bir marka sahibinin markasının kullanımı için bir başka gerçek veya tüzel kişiye lisans vermesi kurallarına ek olarak getirilen birlikte var olmak kuralının, gerek marka sahibi ve gerekse tüketici açısından ortaya çıkaracağı sonuçlar, uygulama başlatıldıktan sonra ortaya çıkacaktır.

 

Önceki sistemde işleyen kural, kullanılmayan markanın mahkeme tarafından iptal edilmesi yoluyla markanın bir başka kişi tarafından kullanılabileceği idi. Yeni Kanun ile önemli bir değişiklik yapılmış ve mahkeme tarafından iptal yetkisi Türk Patent ve Marka Kurumu’na devir edilmiştir. Bu sonuca göre, birbirini izleyen beş yıl içinde ciddi bir şeklide kullanılmayan markalar, üçüncü kişilerin talebi üzerine, mahkeme nezdinde yargılama yapılmadan, Kurum tarafından idari bir işlem olarak iptal edilecektir.  Bu kural, Kurum tarafından alınan kararlara karşı Ankara Fikri Haklar Mahkemesinde iptal davası açılmasına engel değildir.

 

Yeni Kanun ile getirilen yeni bir kurala göre, marka sahibi sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde, bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyecektir.

 

Yayımlanan marka başvurularına itiraz süreleri kısalmış, 3 aydan 2 aya inmiştir. Türkiye’de her ay yaklaşık olarak 10,000 marka başvurusu yapılmaktadır. İki aylık sürede, yayımların izlenmesi, itiraz edilebilecek markaların tespiti ve gerekçelerin derlenerek itirazın yapılması bir zorluk olarak ortaya çıkmaktadır. Bir markanın hükümsüzlüğü için mahkemeye dava açılması için önceden itiraz edilmesi zorunlu olmadığı için, iki aylık itiraz süresi, dava sayılarında artışa yol açabilecektir.

 

Aksesuar, yedek parça veya eşdeğer parça ürünlerinde, malın veya hizmetin kullanım amacının belirtilmesinin gerekli olduğu hallerde markanın kullanılması, marka sahibi tarafından engellenemeyecektir.

 

Ulusal olarak uygulanan hakkın tükenmesi ilkesi yeni Kanun ile uluslararası olarak uygulanacaktır. Bu düzenleme ile herhangi bir ülkede piyasaya sunulmuş ürünlerin, yasal ithalat kurallarına göre, orijinal olması koşuluyla, esas marka sahibinden önce Türkiye’de satılması mümkün olacaktır. Türkiye, ithalat işlemleri yanında aynı zamanda bir ihracat ülkesi olduğu için, uluslararası tükenme ilkesinin kabulü ile, Türkiye’de satılmadan yurt dışına ihraç edilen ürünlerin Türkiye’ye ithal edilmesi gibi olumsuz bir durum yaşanabilecektir.