Bir ülkede yapılan bilimsel çalışmalar ülkenin rekabet gücünün sağlanabilmesi adına çok önemlidir çünkü temel bilimlerdeki gelişmeler, bilimin sanayiye yansımasıyla hayatımızı kolaylaştırarak yaşamımıza yön verir. Ancak sadece bilimsel araştırma seviyesinde kalan çalışmalar bir ülkenin rekabet gücü kazanması için yeterli değildir. Sürdürülebilir bir rekabet gücü için, üretilecek ürünlerin ve sunulacak hizmetlerin, öncelikle ticarileşebilecek nitelikte ve günümüz koşulları söz konusu olduğunda ise uluslararası pazarlarda ihtiyaçları karşılayacak düzeyde olması gerekir.

Bilimsel çalışmalara dayanan, hedefleri belirlenmiş AR-GE faaliyetleri sonucunda, eğer yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürünler veya bu ürünlerin oluşturulması için uygulanacak yöntemler oluşturulabilir ise ve ortaya çıkan bu yenilik bir fayda olarak kendini gösterebiliyorsa rekabet gücü kazanılmasının yol haritası ortaya çıkmış olacaktır.

Fakat unutmamak gerekir ki; rekabet gücü kazandıracak bu eylemler, oldukça zaman, emek ve para gerektiren bir yapıdadır ve üstelik maceracı bir ruhla tüm bu yatırımları riske edebilmeyi de gerektirir. Bu tür yeniliklerin oluşturulmasını sağlayacak yatırım ikliminin oluşabilmesi için ise, yasal koruma son derece önemlidir ve yeniliklerin ortaya çıkabilmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Yenilikleri ortaya koyanlarla, onları takip ya da taklit etmek isteyenler arasındaki dengenin sağlanabilmesi yeniliklerin önünün açılmasının en büyük etkenidir.

Ülkemizdeki buluşları koruyan yasal düzenlemelere baktığımızda gördüğümüz tablo daha çok çalışmamız gerektiğinin bir işaretidir. Bu yasal düzenlemeler 1879 yılına kadar gittiği halde, patent sisteminin Türk toplumu tarafından yeterince bilindiği, uygulandığı ve dolayısıyla buluşçularla taklit etmeye çalışanlar arasındaki dengenin sağlanabildiği söylenemez.

Dünya Fikri Haklar Örgütü (WIPO) tarafından yayınlanan istatistiklerde açıklanan verilere göre, tüm ülkelerde yaşayan patent sayısı toplam 7 milyon 880 bindir. Türkiye’nin buradaki yeri ise yalnız 7 bin 565 kadardır. Türkiye’de verilen patentlerin %67 kadarı yabancılara ait olduğu dikkate alındığında Türkiye’nin patent varlığı 2423 kadardır.

Rekabet gücü açısından olay değerlendirildiğinde, bilim ve teknoloji çağında Türkiye’nin uluslararası düzeyde önemli bir aktör olabilmesi adına patent sisteminin doğru algılanması, önemsenmesi ve fayda sağlayacak nitelikte uygulaması dileğimizdir.